Saturday, Jul 31st

Son Güncelleme:04:26:38 AM GMT

Başlıkları:

[Yorum - Ulvi Saran] Türkiye'nin gerçek sivil toplum ihtiyacı

e-Posta Yazdır PDF
Kullanıcı Değerlendirmesi: / 2
ZayıfEn iyi 
Makale İçeriği
[Yorum - Ulvi Saran] Türkiye'nin gerçek sivil toplum ihtiyacı
Sayfa 2
Sayfa 3
Tüm Sayfalar
Sivil toplumun işlevi ve sivil toplum kuruluşlarının rolü; Türkiye'nin gündemine damgasını vuran son gelişmelerle birlikte birdenbire kamuoyunun ilgi odağı haline geldi. Toplumun geleceğiyle ilgili konuların bir anda gündelik kısır çekişmelerin gölgesinde kalabildiği ülkemizde, temel toplumsal ve siyasal sorunların popüler siyasetin kaygılarından uzak, stratejik bir yaklaşımla ele alınabilmesi ve uzun vadeli çözüm arayışlarına konu olabilmesi bakımından; siyasal sistemin yapı ve işleyişinin anlaşılmasında önemli bir çözümleme aracı olan "sivil toplum" kavramının ve bu kavram çevresindeki ilişkilerin açıklığa kavuşturulması önem taşıyor.
Image
TOBB, TZOB, TESK, TİSK, Türk-İş, Hak-İş, Kamu-Sen gibi meslek örgütü ve sendikaların oluşturdukları platform; başka kritik dönemlerde olduğu gibi, son günlerde de anamuhalefet partisi, yüksek yargı organları ve hükümet arasında anayasa değişikliği ve parti kapatma davası nedeniyle yaşanan çekişme ve gerilim üzerine sağduyu çağrısında bulunarak yaşanan siyasi süreçte aktif bir rol üstlenme yoluna gitti. Sahip oldukları temsil tabanının genişliğine bakılarak toplumun % 80'inin görüşlerini yansıttıkları teziyle gündeme gelen bu kuruluşların yaptıkları "ılımlılık" çağrısının içeriği ve muhatabı konusunda süregelen tartışmalar ve bu çerçevede yürütülen spekülasyonlar, dar anlamda siyasi polemik konusu olmaktan öteye gidemiyor. Ancak, yaşanan gelişmeler; bütün bunların ötesinde, sivil toplum kuruluşu, demokratik temsil, siyasal katılım, sivil toplum-devlet ilişkisi gibi siyaset teorisine ve siyasal yapı ve mekanizmaların pratikteki işleyişine ilişkin temel sorun alanlarını su yüzüne çıkarabilecek önemli ipuçlarını bünyesinde barındırıyor.

Siyaset literatürünün temel bir kavramı ve demokratik toplumlarda siyasal ve toplumsal gelişimin başlıca dinamik güçlerinden biri olarak Batı dünyasında uzunca bir süredir var olan sivil toplum; ister mutlak monarşilerde ister 20'inci yüzyılın kapitalist sosyalist ya da gecikmiş totaliter siyasal rejimlerinde; merkezi otoriter gücün baskı ve kontrolünden kaçmayı başararak kendi başına özerk (otonom) bir sürecin doğmasını ve bu yolla devletin dışında ve devlete rağmen var olabilen bir yapının şekillenmesini sağlayan güç olarak tanımlanıyor. Sivil toplum kavramının her durumda devletin dışında kalan ve devlete karşı bir var oluşu ifade eden temel özelliğinden hareket edildiğinde; sivil toplum kuruluşlarının olmazsa olmaz üç temel şartı belirgin bir biçimde öne çıkıyor: Devletten bağımsız olmaları, gönüllülük esasına göre örgütlenmeleri ve toplum yararına hareket etmeleri gereği. 20'inci yüzyılın sonunda küreselleşmenin etkisiyle ulusal sınırların aşınması, sosyalist blokun çökmesi, sosyal demokrasinin zayıflaması ve liberalizmin yükselişiyle birlikte bir taraftan sivil toplum kavramı yeni bir anlam ve önem kazanırken; diğer taraftan sivil toplum kuruluşlarının yapı ve işleyişleri ve devletle ilişkilerinde siyasal katılımın ve çoğulculuğun artırılması yönünde yeni gelişmeler ortaya çıkıyor.